Umut, tüm canlıların mücadele kaynağı

Umut, Tüm Canlıların Mücadele Kaynağı

Bu yazıyı, bir yıl kadar önce, o günlerde okumuş olduğum “Umut” temalı bir makalenin içler ürpertici bir bölümünden etkilenerek yazmaya karar vermiştim. Tüm dünyayı etkisi altına alan küresel corona tehdidi nedeniyle hepimizde bir umutsuzluk hali mevcut. “Ne olacak bu işin sonu” diye tedirginlik içerisinde geçiyor günlerimiz. Bunun gibi zamanlarda bizi zinde tutacak, hayata bağlayacak tek bir mücadele kaynağımız var; UMUDUMUZ. O nedenle bu makalemi tekrar yayınlamak ve sizlerle bir kez daha paylaşmak istedim. Bu yazıyı yazmama sebep olan hikaye uzun yıllar önce, 1957 yılında fareler üzerinde yapılan korkunç bir deneyle başlıyor. Curt Richer adındaki bir Profesör, bir fareyi su dolu bir kovanın içine bırakmış. Zavallı fare bir süre suda çırpınsa da on beşinci dakikayı göremeden mücadeleyi bırakıp boğulmuş.

Profesör bu kez başka bir fareyi suya atmış ve beklemeye başlamış. Benzer bir sonuca ulaşmış, o fare de aşağı yukarı aynı zamanda mücadeleyi bırakıp boğulmuş. Sonra yöntemi değiştirmeye karar vermiş Profesör. Bu kez fareyi suya attıktan sonra 13-14 dakika beklemiş ve boğulmasına ramak kala sudan çıkarmış. Kurulamış, bir süre dinlendirmiş. Sonra aynı fareyi tekrar suya atmış. Fare, bu sefer üç güne yakın bir süre boyunca çırpınmış suda. Evet, yanlış okumadınız, normalde 15 dakika dayanamayan fare, kurulanıp bir süre dinlendikten sonra, ilkine göre 200 katından fazla süreyle mücadele etmiş.

Ben anlatırken, muhtemelen siz de okurken çok rahatsız hissettiğimiz bu deneyin adı “UMUT”… Canlılar umutları oldukları sürece mücadele ediyor. Fare bir kez kurtarılınca ve kurulanınca, “Evet” diyor, “Olacak, dayanabilirsem boğulmayacağım”. Böylece gücüne güç katıyor, mücadeleye devam ediyor.

Bu deneyi değerli dostum Yiğit Kulabaş’ın Capital Dergisi’ndeki yazısından alıntılamıştım.

Evet, umutlu olmak çok önemli. Daha güçlü, daha dayanıklı, daha iddialı olabilmek için, umutlandırılmak temel bir ihtiyaç. Günümüz başarılı şirketlerine baktığımızda, büyük çoğunluğu değer tekliflerini dört harf üzerine inşa ediyorlar; U-M-U-T.

“Umut insanın rüyasıdır.” – Aristoteles

TDK’ya göre umudun tanımı şöyle; “Olması beklenilen veya olacağı düşünülen şey, ümit“.

Umut, bir şeyin olmasını beklemek ve onun için arzu duymaktır. Bir şeyi ümit etmek, aslında kendimizle ilgili bir istekte bulunmak değil midir?

Umut, tüm canlıların mücadele kaynağı

Umudun en belirgin karşıtı korkmaktır; bir şeyin olmasını beklemekle beraber onun gerçekleşmeyeceğinden duyulan korku. Her umudun doğasında onun gerçekleşmeme olasılığı hakkında bir korku ve her korkuda ise bir umut var. Umudun diğer karşıtları ise, umutsuzluk ve onun bir başka şekli olan çaresizliktir.

Yaşama karşı bir inanç ifadesi, sabır, kararlılık ve cesaret gibi eğilimlerin temeli olan umut, bize yalnızca hedeflerimizi belirlememizi değil, aynı zamanda o hedeflere ulaşmak için gerekli olan motivasyonu da sağlar. Fare deneyini tekrar hatırlayın!

Umut, bizi yalnızca geleceğe yönlendirmekle kalmaz, ayrıca, zor zamanlarımızda bizi ayakta tutarak, güçlüklerle baş etmemizi kolaylaştırır.

Ömrümüz durmadan akan bir nehir ise, umutlarımız; zorluklarımızı, başarı ve yenilgilerimizi, güç ve kusurlarımızı belirleyen ve kısmen onlara imkan veren, yaşam yolculuğumuzda uğradığımız kıyılardır. Bu fikirle bakınca umutlar, son derece insana özgü gibi görünebilir, çünkü yalnızca insanlar kendilerini uzak gelecekte düşünebilir. Ancak, yukarıdaki fare deneyini hatırlayınca, umut, tüm canlıları daha büyük bir olguya bağlar: Tüm doğada olduğu gibi içimizde de hareket halinde olan bir kozmik yaşama.

“Dünyada elde edilmiş olan her şey, umutla elde edilmiştir.” – Martin Luther

Arzu ettiğimiz şeyleri beklemek, süreç keyifli olduğu sürece güzeldir. Fakat bu, aynı zamanda acıdır da, çünkü arzuladığımız koşul henüz elde edilmemiştir ve dahası belki hiç elde edilmeyecektir. Çoğumuz umut etmekte mütevazı davranışlar sergileriz. Gerçekçi ve makul umutlarımız ilerlememize yardımcı olup, bizi toplumda başarılı bir konuma yükseltse de, yanlış umutlar bizi hüsran ve hayal kırıklığına yönlendirir. Umutların yıkılmasının verdiği bu, umutların beslenmesinden bile büyük olan acı, çoğumuzun umut etmekte neden ketum davrandığını da açıklar.

Bu konu, uzunca zamandır aklımda olan bir proje fikrini de ateşlemiş oldu. Uzun soluklu olacağını şimdiden öngördüğüm projemin adı “UMUT” olacak. Blogumuzda bundan böyle ayrı bir köşe ayırmaya ve projemle ilgili değişik ülke ve coğrafyalardaki insanların umutlarını, hikayeleriyle birlikte fotoğraflamaya ve elbette bu izlenimlerimi sizlerle paylaşmaya karar verdim.

Evet, umuda ve umutlandırılmaya hepimizin ihtiyacı var. Bunun için bedel ödemeye de hazırız üstelik. Yeter ki umut tacirliği yapılmasın, umutlarımız kullanılarak, kişiliğimiz, onurumuz, kutsal saydığımız değerlerimiz elimizden alınmasın.

Ben şimdiden projem için UMUTLUYUM!

Bu yazımı projemin başlangıç yazısı olarak kabul edin ve bizi takip etmeye devam edin.

Umutlarımız ölmesin.

Abone ol
Bana bildir
guest

0 Yorum
Beğenilenler
En Yeniler Eskiler
Satır içi geribildirimler
Bütün yorumları göster